'Ayasofya'nın statüsüyle ilgili nihai karar mercii Türk milletidir'

12 Tem 2020
93 kez

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ayasofya'nın statüsüyle ilgili nihai karar mercii başkaları değil, Türk milletidir. Bu, bizim iç meselemizdir. Diğer ülkelere de ancak alınan karara saygı göstermek düşer." dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kriter dergisindeki söyleşide, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

15 Temmuz için "Tarihimizin en büyük direniş destanlarından biri." ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece milletin, kadını, erkeği, genci ve yaşlısıyla iradesine, geleceğine ve devletine sahip çıktığını belirtti.

Erdoğan, 15 Temmuz'un aynı zamanda milli irade üzerindeki vesayet zincirlerinin kırılması açısından da milat olduğunu belirterek, Türkiye'yi esaret altına almak isteyen güçlerin 40 yıldır beslediği, büyüttüğü FETÖ'nün gerçek yüzünün ortaya çıktığını kaydetti.

Şehitlere Allah'tan rahmet, gazilere sağlıklı ve uzun ömür temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şehit ve gazilerimize olan minnet borcumuzu asla ödeyemeyiz. Bugün topraklarımızda özgürce yaşıyorsak şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesindedir." ifadelerini kullandı.
"Hainler tasfiye edilince ordumuz adeta kendini yeniden buldu"

15 Temmuz'la birlikte FETÖ'cü unsurların Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) büyük oranda temizlendiğini vurgulayan Erdoğan, "İçerideki hainler tasfiye edilince ordumuz adeta kendini yeniden buldu. Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadeleden yurt dışı operasyonlara kadar farklı cephelerde imza attığı başarıların altında, bünyesinde yapmış olduğu işte bu temizlik vardır. Silahlı Kuvvetlerimiz asıl görevine yoğunlaşmış ve vazifesini bihakkın yerine getirmeye başlamıştır. Emniyet teşkilatımızda da benzer durum söz konusudur. Bu insicamı korumakta ve güçlendirmekte kararlıyız." değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin 1950'de başlayan demokrasi yolculuğunun her 10 yılda bir tekrarlanan müdahalelerle sürekli kesintiye uğradığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sandıktan çıkan irade hiçbir zaman tam olarak ülke yönetimine yansımadı. 1961 Anayasası'yla tesis edilen vesayet kurumları, milletten almadıkları yetkileri kullanarak milletin iradesine ortak oldu. Gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde gerekse Başbakanlığımızda bunları hep karşımızda bulduk. Ne yaptıysak bunlara rağmen yaptık. Kefenimizi giyerek çıktığımız bu yolculukta, milletin emanetine sahip çıkma noktasında her türlü mücadeleyi verdik. Bu tarihi süreç içinde 15 Temmuz bir dönüm noktasıdır. 15 Temmuz, Türkiye'de gerçek anlamda millet egemenliğinin tesis edildiği gündür. Milletin iradesini teslim alma teşebbüsü, bizzat milletin direnişi ile engellenmiştir."
"
"Örgütün gizli yapılanmasına yönelik operasyonlar devam ediyor"

FETÖ ile mücadelede gelinen son noktaya ilişkin bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbeye karışanlarla ilgili davaların önemli bir kısmının tamamlandığını, milletin kanını dökenlerin ve millete kurşun sıkanların işledikleri cinayetlerin hesabını hukuka verdiğini ve vermeye devam ettiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Örgütün gizli yapılanmasına yönelik operasyonlar ise devam ediyor. Elbette 40 yıl boyunca devlete sızan sinsi bir yapıyı 4 yılda tamamen temizlemek mümkün değildir. Nitekim güvenlik ve yargı birimlerimiz, her gün yeni bir bulguya ulaşarak örgütün kripto yapılanmasını deşifre ediyor. Firari şahısların ülkemize iadesi konusunda da Adalet Bakanlığımız gereken çalışmayı titizlikle yürütüyor. Örgütün üst düzey militanlarından bazılarının ülkemize iadesini sağladık.

Burada kimi ülkelerin tavırlarıyla ilgili şu hususu ifade etmek zorundayım. Lafa gelince sürekli demokrasiden bahsedenler, bize hukuk dersi verenler maalesef demokrasi düşmanlarına kol kanat germekten çekinmiyorlar. Birçok batı ülkesinin FETÖ’cüleri himaye ettiğini, bunlara aleni destek verdiğini görüyoruz. Kimi devletler bunu sırf bize zarar vermek için yaparken bazıları da gafletten, FETÖ tehdidini idrak edememekten yapıyor. Ancak Antifa örneğinin herkes için bir ibret vesilesi olacağına inanıyorum. Daha birkaç yıl öncesine kadar romantik sözlerle desteklenen bu yapı, şimdi terör estiriyor, sokakları ateşe veriyor. Nitekim bu taşkınlıklar karşısında Sayın Trump, Antifa'yı terör örgütü olarak ilan edeceklerini açıkladı. Benzer tehdit, FETÖ için de geçerlidir."

"Bölgemizin geleceğinde bu örgüte yer yoktur"

TSK'nin, terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonlarına karşılık Avrupa ve ABD kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algıyı yorumlaması istenen Erdoğan, "Terörü bu toprakların kaderi olmaktan muhakkak çıkartacağız. Bu yönde son yıllarda gerçekten önemli adımlar attık. Suriye'de kurulmak istenen terör koridorunu, gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla akamete uğrattık. Terör örgütlerinin bir dönem kol gezdiği 8 bin 200 kilometrekarelik alanı, DEAŞ ve PKK/YPG'li teröristlerden temizledik. Irak'ta da PKK hedeflerine yönelik başarılı harekatlar düzenliyoruz. Haziran ayının ortasında yapılan hava ve kara harekatları, bu sürecin parçalarıdır. PKK bu toprakların iklimine, insanına, inancına, değerlerine ve kültürüne düşman bir terör örgütüdür. On binlerce insanımızın katilidir. Bölgemizin geleceğinde bu örgüte yer yoktur." değerlendirmesinde bulundu.

"İHA ve SİHA'lara yönelik de çok ciddi dış talep var"

Savunma sanayisi alanında Türkiye'nin durumuna yönelik bir soru üzerine de savunma sanayisinde yerlilik oranını yüzde 20 seviyelerinden alarak yüzde 70'lerin üstüne çıkardıklarına işaret eden Erdoğan, 2002'de sadece 62 savunma projesi yürütülürken bugün bu sayının 700'e yaklaştığını kaydetti.

Son 5 yılda yaklaşık 350 yeni proje başlattıklarını, 2002'de yaklaşık 5,5 milyar dolar bütçeli savunma projeleri yürütülürken gelinen noktada yaklaşık 11 katlık bir artışla 60 milyar dolarlık proje hacmine ulaştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ihale süreci devam eden projelerle bu rakamın 75 milyar doların üzerine çıktığını, aynı dönemde firma sayısının da 56'dan 1500'e ulaştığını bildirdi.

Göreve geldiklerinde 1 milyar dolar olan sektör cirosunun, 2019'da 10,8 milyar dolara yükseldiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"2002’de yalnızca 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatı, 2019 itibarıyla 3 milyar doları geçti. Neredeyse yok düzeyinde olan Ar-Ge harcaması 2019’da 1,5 milyar doları geçti. Bugün dünyanın en büyük savunma şirketleri listesinde 5 firmamız bulunuyor. Diğer taraftan havuzlu çıkarma gemimiz TCG Anadolu'nun inşasının sonuna geldik. Nitekim gemimiz 1 Temmuz'da liman test hazırlıkları için rıhtıma indi. Tasarımından üretimine her aşamada yerli olacak savaş uçağımızı da 2023'te hangardan çıkaracağız.

Bulunduğumuz noktayı önemsiyoruz fakat daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Böyle bir iradeye, altyapıya ve birikime sahibiz. Savunma sanayi projelerimizin en önemlisi şüphesiz SİHA ve İHA'lardır. AKINCI ile bu alanda dünyanın ilk 4 ülkesinden biri olacağız. Terörle mücadelemize SİHA'lar gerçekten büyük katkı yapıyor. Bunun yanında eşgüdüm içinde yürüyen bir süreç var. Güvenlik teşkilatlarımız olan TSK, emniyet, jandarma ve MİT arasındaki koordinasyon şu an en üst düzeyde. İnşallah bunu daha da artıracağız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, silahlı insansız hava araçlarına (SİHA) ilişkin bir soruyu, "Sadece terörle mücadelede değil, Suriye'de ve Libya'da da İHA ve SİHA'lar çok etkin rol oynuyor. Bu alanda dünyanın ilgisini çekmiş durumdayız. İHA ve SİHA'lara yönelik de çok ciddi dış talep var. Tabii savunma sanayii alanındaki diğer yerli üretimlerimize yönelik de büyük bir ilgi var. Hem özel sektör hem de devlet olarak bu alanda atılan adımlarımız kesintisiz sürecek." şeklinde cevapladı.

"Kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur"

15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaptığı bir konuşmada kullandığı "Artık sadece ülkemiz üzerine oynanan oyunları değil, bölgemizde kurulan tuzakları da bozacağız." ifadeler hatırlatılarak Türkiye'nin bu alanda nasıl bir strateji izlediğini sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"Bölgemizle ilgili konularda taraflı, fırsatçı ve diğer tarafı yok sayan bir yaklaşım içinde asla olmadık. Barışın inşa edilmesi, akan kanın durması için çaba harcıyoruz. Çatışmalar sebebiyle insanların mülteci durumuna düşmesini, evini, barkını, hayatını kaybetmesini istemiyoruz. Türkiye'nin bu konudaki duruşu nettir; bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur. Kendi güvenliğimizin üzerine ne kadar titriyorsak, komşularımızdan başlayarak dost ve kardeş ülkelerin güvenliğine de aynı şekilde hassasiyet gösteriyoruz.

Fransa ve Abu Dabi yönetimi başta olmak üzere, kimi ülkelerce yürütülen propagandanın arkasında, Türkiye'nin hukuk, demokrasi ve adalet eksenli mücadelesine yönelik tahammülsüzlük vardır. Türkiye, sahada ve masada verdiği başarılı mücadelelerle kan ve kaostan beslenenlerin hesaplarını bozmuştur. Bugün yüz milyonlarca mazlum ve mağdurun nazarında Türkiye; umutla, adaletle, merhametle özdeş hale gelmiştir. Ülkemize yönelik bu teveccühü korumakta kararlıyız."

"Libya'nın güçlenmesi hem Kuzey Afrika'yı hem de Avrupa'yı rahatlatacaktır"

Soru üzerine Libya konusunda da değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin kararlı tavrı sayesinde darbeci Hafter ile destekçilerinin Trablus'u işgal planının tutmadığını ifade etti.

Uluslararası meşruiyeti haiz Milli Mutabakat Hükümeti'nin, kısa sürede darbecileri Trablus'tan söküp atmayı başardığına işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sahada elde edilen bu kazanımlar, inşallah Libya'nın tamamında barış ve huzurun müjdecisi olacaktır. Türkiye ile Libya arasında imzalanan 'Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası' ile 'Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası' son derece önemlidir. Bu iki muhtıra ile ülkemiz, Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini garantiye almış, aynı zamanda da Libyalı kardeşlerine sahip çıkmıştır. Ayrıca Libya'ya sağlıktan ulaşım altyapısında kadar her alanda destek oluyoruz.

Libya'nın bir an önce istikrara kavuşması, sadece Libya halkının değil, tüm bölgenin çıkarınadır. Bu ülkenin siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesi hem Kuzey Afrika'yı hem de Avrupa'yı rahatlatacaktır. Uluslararası toplum meşru hükümeti destekleyerek artık tercihini yapmalı, savaş suçu işleyen darbecileri durdurmalıdır. Libya'yı kan gölüne çeviren lejyonerler bir an önce bu ülkeden çıkarılmalıdır. Terhune ve daha birçok şehirde ortaya çıkan toplu mezarların hesabı, darbecilerden muhakkak sorulmalıdır."

"Paylaşımı esas alan her türlü teklife kapımız açıktır"

Türkiye'nin, Libya ile Doğu Akdeniz'de de aktif bir strateji izlediği belirtilerek "Türkiye'nin buradaki gelişmelere bakış açısı nasıl?" şeklindeki bir soruya ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu karşılığı verdi:

"Aralarında komşularımızın da olduğu bazı ülkeler, Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de etkisizleştirmek için hatalı bir sürecin içine girdiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye'nin Akdeniz'deki haklarını gasbetmek istediler. Defalarca bunun yanlış olduğunu, hukuka uygun olmadığını söyledik. Türkiye'nin hak ve hukukunu koruma noktasında kararlı olduğunu ifade ettik. Hedefleri, Akdeniz'e en uzun kıyıya sahip olan ülkemizi sadece oltayla balık tutacak bir kıyı şeridine mahkum etmekti ama attığımız adımlarla bu planı boşa çıkardık. İki sondaj gemimizi göndererek, ülkemize ait alanlarda sismik araştırmalar yapmaya başladık.

Açık ve net söylüyorum; biz tarih boyunca farklı medeniyetlere beşiklik etmiş Akdeniz'de gerilim istemiyoruz. Bilakis burada var olduğu düşünülen hidrokarbon kaynaklarının, tüm bölge için bir fırsat teşkil ettiğine inanıyoruz. İş birliğini ve adil bir paylaşımı esas alan her türlü teklife kapımız açıktır. Bu prensipler temelinde herkesle çalışmaya hazırız."

"8'i aşı olmak üzere 17 ilaç geliştirme projemiz devam ediyor"

Türkiye'nin, aralarında ABD ve İngiltere'nin de bulunduğu 140 ülkeye, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele edebilmeleri için yardım gönderdiği hatırlatılarak "ABD'ye ve İngiltere'ye yardımı tam konumlandıramıyor bazıları, Türkiye bu gücünü nereden alıyor?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, devlet geleneklerinin "insanı yaşat ki devlet yaşasın" prensibi üzerine bina edildiğini söyledi.

"Biz aynı zamanda paylaşmanın, yardımlaşma ve dayanışmanın bereketine inanan bir milletiz." ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, koronavirüs salgınının, insanlık tarihinin son asırda yüzleştiği en büyük sağlık krizlerinden biri olduğunu, birçok ülkenin bu salgına sağlık altyapısı bakımından hazırlıksız yakalandığını belirtti.

Bazı gelişmiş ülkelerin vatandaşlarına ve sağlık çalışanlarına tulum, maske, koruyucu ekipman gibi temel ihtiyaç malzemelerini sağlamakta zorlandığına dikkati çeken Erdoğan, Türkiye olarak, 40 bin yoğun bakım yatağı, 246 bin yatak kapasitesi, bin 213 bilgisayarlı tomografi cihazı, 4 bin tedavi kurumu, 1 milyon 100 bin sağlık çalışanıyla salgını en rahat karşılayan ülkelerden biri olduklarını ifade etti.

Bu süreçte sağlık yatırımlarına da hız verdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'da bin 8'er yataklı iki acil durum hastanesini kısa sürede faaliyete geçirdiklerini hatırlattı.

Hamdolsun kendi hastanelerimizin yanı sıra Brezilya'dan Somali'ye kadar birçok kıtada Türk malı solunum cihazları kullanılıyor. 8'i aşı olmak üzere 17 ilaç geliştirme projemiz devam ediyor. Yıl sonundan önce, hatta daha erken bu projelerde klinik öncesi aşamaya geçmeyi planlıyoruz. Sağlığın kıymetinin daha iyi anlaşıldığı bu dönemde, Türkiye'nin büyük bir çekim merkezi olacağına, sağlık turizmi alanında da kendisinden söz ettireceğine inanıyorum. Bu vesileyle salgın sürecinde özverili bir şekilde görev yapan, sağlık çalışanları başta olmak üzere tüm kamu ve özel sektör personeline, milletim adına şükranlarımı sunuyorum."
"Ülkemizi 2023 hedeflerine bir adım daha yaklaştıracağız"

Ekonomi konusunda yeni süreçte izleyecekleri yol haritasına ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, ekonominin kendileri için her zaman öncelikli meselelerden biri olduğunu ve 2002'de iktidara geldiklerinde, kriz yorgunu bir ülkeyi devraldıklarını ifade etti.

Kişi başı geliri 3 bin 500 dolar, eğitim, sağlık, ulaşım, enerji gibi alanlarda yetersiz altyapıyla ağır aksak yol yürümeye çalışan bir Türkiye'nin bulunduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tablo karşısında Cumhuriyet tarihinin en büyük demokrasi ve yatırım hamlesini başlattıklarını vurguladı.

On sekiz yıl boyunca yaptıkları icraatlara ilişkin bilgi veren Erdoğan, "Dönemimizde Türkiye’yi enerjinin otoyolu haline getirdik. TürkAkım ve TANAP projeleriyle enerjinin uzaklara güvenli ulaşımında söz ve yetki sahibi konuma gelen Türkiye, Akkuyu Nükleer Güç Santraliyle de enerjisine enerji katacaktır. Son 18 yılda ülkemize 220 milyar dolardan fazla doğrudan yatırım çektik. Bugün satın alma paritesine göre değerlendirirsek milli gelir sıralamasında 13'üncü büyük ekonomiyiz." dedi.

Salgın döneminde herkesin yanında olduklarını, "Sosyal Koruma Kalkanı" çerçevesinde millete doğrudan 24 milyar lirayı aşkın kaynak aktardıklarını hatırlatan Erdoğan, kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteğinin süresini uzatarak salgın sonrası dönemde de çalışanların yanında yer almaya devam ettiklerini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Küresel düzeyde yeniden şekilleneceği anlaşılan siyasi ve ekonomik yapıda Türkiye, gerçekten avantajlı bir yerde duruyor. Daha salgın dönemi bitmeden, dünyanın dört bir yanından alternatif üretim ve tedarik kanalları için ülkemizdeki firmalarla temasa geçilmeye başlandı. İnşallah bu sıkıntılı süreci fırsata çevirecek, ülkemizi 2023 hedeflerine bir adım daha yaklaştıracağız." diye konuştu.

"Gençlerimize güvenmeye devam edeceğiz"

Yeni sosyoloji ve gençlik konusuna ilişkin bir soru üzerine ise Erdoğan, 40 yılı aşkın süredir siyasetin içerisinde olduğunu ve bu süre içerisinde hep gençlerle yol yürüdüğünü, onlara güvendiğini, onların enerjisini, heyecanını ve desteğini yanında hissettiğini anlattı.

Başbakan olduktan sonra ilk işlerinin, Anayasa değişikliğiyle gençlerin seçilme yaşını 30'dan 25'e düşürmek olduğunu, 16 Nisan halk oylamasında gençlerin seçilme yaşını, seçme yaşıyla eşitleyip 18'e indirdiklerini hatırlatan Erdoğan, eğitim alanında liseden üniversiteye, barınma imkanından burs meselesine kadar pek çok reforma imza attıklarını belirtti.

Kangrene dönmüş üniversite harçlarını kaldırarak, gençlere eğitimde fırsat eşitliği sunduklarına işaret eden Erdoğan, üniversite imkanını tüm illere yaygınlaştırdıklarını, başvuran her öğrenciye ya burs ya da kredi verdiklerine dikkati çekti.

Son 18 yılda üniversite sayısını 3 kat artırarak 200'ün üzerine çıkardıklarını her kademede eğitim alt yapısını sürekli güçlendirmekte kararlı olduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Yeni yönetim yapımızı oluştururken Gençlik ve Spor Bakanlığını kurmuş olmamız, gençlerimize verdiğimiz özel önemin ispatıdır. Genel Başkanı olduğum AK Parti'nin Gençlik Kolları 1,5 milyon civarında üye sayısıyla, diğer partilerin toplam üye sayılarının bile üzerindedir. Gençlik kollarımızda 19-20 yaşında ilk defa siyasete atılan arkadaşlarımız, bugün genel başkan yardımcısı, milletvekili, belediye başkanı olarak görev yapıyor. Şu anda da hem partide hem Cumhurbaşkanlığında hem bürokraside yakın çalıştığım ekibimin çok büyük bir bölümü, genç denilebilecek yaşlardaki arkadaşlarımızdan oluşuyor. İnşallah bundan sonra da gençlerimize güvenmeye devam edeceğiz."

"Dünya bu gidişata dur demeli"

İsrail'in Batı Şeria'nın bazı bölümlerini ilhak planı hatırlatılarak İsrail’in bu işgalci tutumuna ilişkin değerlendirmelerinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu karşılığı verdi:

"Dünyada adaletsizliğin zirveye çıktığı yerlerin başında, İsrail işgali altında bulunan Filistin toprakları geliyor. Ancak İsrail güçlerinin acımasızca katlettiği Filistinler, artık küresel medyada haber olarak bile yer almıyor. İsrail’i gün geçtikçe pervasızlaştıran, daha da hukuk tanımaz hale getiren en önemli sebep, işte bu küresel sessizliktir. İsrail'in, Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini ve Ürdün Vadisi'ni ilhak edeceğini açıklaması, işgal ve zulüm politikasının yeni bir adımıdır. Dünya bu gidişata dur demeli, İsrail’in hukuk tanımaz adımlarına engel olmalıdır.

Geçen yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmamda, İsrail'in Filistin topraklarında nasıl yayıldığını bir harita eşliğinde göstererek anlatmıştım. Dünyaya 'Acaba İsrail neresidir, toprakları nereleri kapsıyor?' sorusunu yöneltmiştim. Gerçekten de İsrail 1947'de, 1949'da, 1967'de neresiydi, şu anda neresi diye baktığınızda sorunun kaynağı ortaya çıkıyor. 1947 haritasında o toprakların tamamı Filistin'e aitken yıllar içinde Filistin küçülmüş, İsrail büyümüştür. 1967'de Kudüs'ün de işgaliyle yeni bir aşamaya geçildi. Günümüzde ise haritada maalesef artık Filistin diye bir yer kalmadı. Filistin'in neredeyse tamamına yakını İsrail tarafından yutuldu. İsrail şimdi de kalanını işgal etmenin peşinde. İlhak planları bunun bir parçasıdır.

Gazze'deki insanlık dışı abluka ile Kudüs’ün tarihi ve hukuki statüsüne yönelik saldırılar da devam ediyor. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bitişik ve bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulması, bizim politikamızın ana eksenidir. Bunun dışındaki herhangi bir barış planının adil olma, kabul edilme ve uygulanma şansı yoktur."

Kudüs'ün üç semavi dinin mukaddes mekanı, Mescid-i Aksa'nın ise Müslümanların ilk kıblesi olduğunu anımsatan Erdoğan, "Mescidi Aksa'nın izzetini korumak, buraya el uzatılmasına mani olmak Müslümanların ortak görevidir. Bütün İslam aleminin bu gerçeği anlaması ve buna uygun davranması gerekiyor. Şunu da ilave edeyim; bizim Musevilere karşı herhangi bir önyargımız veya husumetimiz de yoktur. İsrail halkıyla da bir sorunumuz bulunmuyor. Bizim karşı olduğumuz, İsrail hükümetinin işgalci ve hukuk tanımaz politikalarıdır." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya Camisi'nin yeniden ibadete açılmasına ilişkin de şu değerlendirmeyi yaptı:

"Burası, Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul’u fethettiğinde ilk cuma namazını kıldığı ve fethin sembolü olarak camiye dönüştürdüğü bir mekandır. Bu yüzden toplum hafızamızdaki yeri vazgeçilmezdir. 1934'te Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesi, milletimizin içini acıtan bir karardı. Ayasofya’nın tekrar asli hüviyetine kavuşturulması gerekiyordu. Danıştay, yapılan başvuru sonucu nihai kararı verdi. Danıştay'ın kararını hukuk devleti adına, maşeri vicdanı rahatlatma adına müspet bir adım olarak görüyoruz. Dava sürecinde içerden ve yurt dışından çıkan çatlak seslerin ise hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Ayasofya'nın statüsüyle ilgili nihai karar mercii başkaları değil, Türk milletidir. Bu, bizim iç meselemizdir. Diğer ülkelere de ancak alınan karara saygı göstermek düşer."

 

Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.